Yangın söndürmeyen devlet
"Sınıf savaşımı
durmadan büyüyen bir genişlikte hep yeniden başlayacaktır; ve son galibe
gelince, bu konuda hiçbir kuşku yoktur: ya kapkaççılar azınlığı ya da büyük
emekçi çoğunluk."
K. Marx/ Fransa’da İç
Savaş
Ülkemiz iklim krizinin neden olduğu yangınlarla büyük bir
facia yaşıyor. Evi barkı, tarlası bahçesi ve hayvanları yok olan halkımız, facia
karşısında günlerdir devleti arıyor. Devlet yangını söndürmüyor. Çünkü yangın
söndürme işi ihaleyle bir şirkete verilmiş, o şirket ise Rusya’dan bir uçak
kiralamış…
Memleket alev alev; devlet ve ihaleyi alan şirket karşıdan
izliyor.
Bir de Türk Hava Kurumu(THK) meselesi var…
THK kayyumu evlere şenlik… Olan bitene o kadar uzak ki,
düğünde geziyor, “bu bizim işimiz değil” diyor. Bu kayyum şebekesi, kayyum
olarak atandığından beri THK’nın mülklerini sıcak paraya çevirmekten başka hiçbir
şey yapmamış, yangınlar içinde kaldığımızda öğrendik.
Anayasada yazılı: “Türkiye Cumhuriyeti sosyal devlettir…”
Toplumun günlerdir aradığı şey, devletin sosyal niteliği.
Anayasada yazıyor ama yok, bulunamıyor, çünkü “sosyal devlet” para etmiyor, bu
nitelik o nedenle buhar olmuş.
Buraya döneceğiz. Burjuvazi için “sosyal devlet” ne demek
açacağız.
Biz şimdi yangın söndürmeyen devlete geri dönelim.
***
Devletin; ihaları, sihaları, tomaları, akrepleri, askeri,
polisi ve bekçisi var ama yangın söndürme uçağı yok.
İşçiler, öğrenciler ve kadınlar hak aramak için sokağa
dökülünce devasa bir devlet aygıtı var ama yangın söndürmeye devlet yok.
Peki, o zaman nerede kaldı “devlet baba”, devletin “sosyal”
niteliği?
İşte biz işin tam da burasındayız. “Devlet baba” yok, zaten
yoktu ama artık olmadığı kitlelerin nazarında da kesinleşti.
Hâliyle “sosyal devlet” de yok, çünkü artık sermaye sınıfı
için reel bir sosyalizm tehlikesi(!) yok. Sermaye sınıfını dizginleyecek,
işçilerin iktidar olduğu ülkeler yok.
“Ne ilgisi var?” demeyin, anlatacağız.
Sosyal devlet palavrası; burjuvazinin işçiler sosyalizm
mücadelesinden uzak dursun diye uydurduğu geçici bir çözümdü. Çünkü sosyalizmde
eğitim ve sağlık ücretsizdi; çalışma güvencesi vardı, iş güvenliği vardı. Emekçi
halkın yaşadığı her türlü felakete, kâr amacı gütmeksizin, bütün kaynaklarını
seferber eden kamu gücü vardı. Buna karşı, esasında burjuvazinin emekçi sınıfları
baskılamak için icat ettiği devlet, işçilerle kısmi uzlaşma zorunluluğundan
ötürü “sosyal devlete” dönüştü. Burjuvazinin “sosyal devlet” palavrası böyle
doğdu, bu bir tercih değildi, burjuvazinin sosyalizme karşı aldığı zorunlu bir
önlemdi.
Burjuvaziyi buna zorlayan Sovyetler Birliği’nin ve Sosyalist
Çin’in varlığıydı. Dünya nüfusunun üçte biri sosyalizmin bayrağı altında
yaşıyordu.
Sosyal demokrasinin de, başta Batı Avrupa olmak üzere, 2.
Dünya Savaşı’nın ardından yükselişinin tek açıklaması budur. Sosyal demokrasi
işçi sınıfına kapitalizmle barışçıl yaşayabildiğini vaaz ediyordu, sosyalizmden
korkan Avrupa burjuvazisi tam da bu aralıkta Sosyal Demokrasi’yi çıkarları için
değerlendirdi.
Hem Türkiye’de, hem de dünyada “sosyal devletin” Sovyetler
Birliği’nin dağılmasına ve Çin’in kapitalist yola girmesine denk gelen bir
tarihte tasfiye edilmesine başlanması tesadüf değildi. Avrupa’da Sosyal
Demokrasi’nin bu tarihten sonra düşüşe geçmesi de tesadüf değildi.
Tesadüf olmayan bir şey daha söyleyelim: Şu an yalnızca
ülkemiz değil, bütün dünya yanıyor. Küresel ısınma/soğuma ve iklim krizi gibi
insanlığın yaşadığı evrensel yıkımlar için de asıl tarihsel kırılma reel
sosyalizmin tasfiye edildiği döneme denk düşüyor.
2 yıl önceki verilere göre; 138 yılın en sıcak 20 yılını
1997 sonrasında, en sıcak 10 yılını ise 2005 sonrasında yaşamışız. (https://sarkac.org/2019/09/gezegenimizin-hayati-gostergeleri/)
Emperyalist burjuvazi gezegenimizi yok ediyor.
1990 sonrası, dünya emperyalist sermayesinin bütün dünyayı
sömürmesinin ve doğayı talan etmesinin önünde hiçbir engel kalmadı. Artık
emperyalist-kapitalist sömürü gerçek anlamda “küreselleşmişti”. İşte “sosyal
devlet” de tam da bu aşamada burjuvazi için artık anlamsız hale geldi. Kullanım
değeri ortadan kalktı.
Bu tarihten itibaren “sosyal devlet” muntazam bir biçimde
tasfiye edilerek, neo-liberalizm inşa edildi. Eğitim ve sağlık piyasalaştı.
Emeklilik ve sigorta sistemi tırpanlandı. Kâr getirmeyen ve devlete “yük olan”
bütün kurumlar yabancı ve yerli sermayeye satıldı.
Reel sosyalizmin yenilgisi, Küresel ekolojik krizin
tırmanışa geçişi ve “sosyal devletin” tasfiyesinin başlangıcı ya da
neo-liberalizmin inşası hep aynı tarihsel aralığa denk geliyor. Bu nedenle,
sürmekte olan yangının gerçek başlangıcı bu tarihsel aralıktır.
***
AKP Türkiye’deki neo-liberal inşanın başlatıcısı değildir
ama neo-liberal programı hayata geçiren partidir.
“Devletin bir yangın söndürme uçağı da mı yok?” sorusuna şimdi
daha anlamlı yanıtlar verebiliriz. AKP’de vücut bulan neo-liberalizm, kâr
getirmeyen hiçbir işe girmedi, girmez. Bölgesel hegemonya için milyonlarca
doları silaha yatırır, işçileri ve halkı bastırmak için yüzlerce toma ve akrep
satın alır ama yangın söndürme ihalesini şirkete havale eder, THK’nin içini
boşaltır.
AKP rejiminin tek bir kıblesi var, o da kâr elde etmek ve
temsil ettiği sermaye sınıfının çıkarlarını savunmak.
Bakın, Türkiye’de Kamu İktisadi Teşekkülleri esas olarak
AKP’li yıllarda özelleştirildi. Madenler, limanlar, kıyılar ve dereler AKP’li
yıllarda satıldı. Eğitim ve sağlık AKP’li yıllarda piyasalaştı. SEKA’ya kilit
vuruldu. Köy Hizmetleri kapatıldı. Emeklilik yaşı 65’e çıkarıldı. Kölelik
derecesinde; güvencesiz ve kuralsız bir “emek rejimi” inşa edildi.
Yangın söndürmeyen devlet, işte bu neo-liberal dönüşümün en
güncel ve yıkıcı sonucudur. Neo-liberalizmde devlet; halk için değil, bir avuç
para babasının çıkarlarını savunmak içindir.
***
Dünyamızı ve ülkemizi emperyalist burjuvazinin kâr hırsı
yakıyor ve emperyalist burjuvaziye göbekten bağlı olan neo-liberal iktidar/AKP,
yangını söndürmüyor. Yaşadığımız sürecin en yalın gerçeği budur.
Bu gerçek, günümüz sınıf mücadelesinin hem ulusal hem de
uluslararası ölçekteki kesişim noktasıdır.
Emekçi halk dayanışmasının örgütlü bir güce dönüşmediği ve
sosyalizmin yeniden siyasal bir güç olamadığı bir dünyada ve ülkede, bu yangını
nihai olarak söndürmek mümkün gözükmüyor.
Son tahlilde; artık sosyalizm, emekçi insanlık için ekolojik
devamlılık açısından da bir zorunluluktur.
NOT: Bu yazı 5 Temmuz 2021'de İleri Haber'de yayımlanmıştır.

Yorumlar
Yorum Gönder