Aparat mafyayasası
Mevzuya direkt girelim. MHP, Türk sağ siyasetinin en
kullanışlı aparatıdır. Uzuvdur, alettir, kullanım değeri iktidar olmak
mahiyetinden uzaktır. Görevi ise köhnemiş düzenin pis işlerini yapmaktır.
Beyaz sahnede örneği çoktur. Bir patron vardır. Sanayiyle ve
ticaretle uğraşır ama bir yandan da yeraltında da “ekonomik faaliyet”
yürütür. Silah ve uyuşturucu satar, hatta icap ettiğinde cinayet bile işler.
Ancak patron bu pis işleri kendisi yapmaz, birilerine yaptırır. Patronların bu pis
işlerini yapan birilerine mafya deniyor.
İşte o patronun politik ölçekteki ifadesi Türkiye
sermayesinin devletidir, burada devlet için pis işler yapan mafya yapılanması
da MHP oluyor. MHP’nin tarihsel ve güncel politik formu bundan ibarettir, basit
bir mafya örgütüdür. Devam edelim.
***
MHP’nin ideolojik-politik formasyonu “Türk-İslam sentezi”dir.
Bu formasyon komünizme karşı savaşan Türkiye egemen sınıflarının ve Türk
devletinin ABD’li istihbaratçılarla ortak buluşudur. Soğuk Savaş icadıdır. Yeşil
Kuşak artığıdır.
Türk milliyetçiliğinin en sağcı kökleriyle İslamcılık bir
potada eritilmiş; Alevi’ye, Kürt’e, işçilere ve devrimcilere kurşun sıkacak bir
sokak çetesi peydahlanmıştır.
“Türk milliyetçiliğinin en sağcı kökleri” ifadesini biraz
açmakta fayda var. MHP’nin özgün ideolojik kodlarının daha net anlaşılması
gerekir.
***
Milliyetçilik, sermaye ideolojisidir. Ezilen uluslar,
uluslaşma süreci içerisinde aydınlanmacı ve demokratik bir hat izlediği için
ilerici; ulusların devletleşme aşamasından sonra ise sınıfsal-ideolojik
konumundan dolayı gerici nitelik kazanır. Bu anlamda milliyetçilik çift
karakterlidir.
Türkçülük, Çarlık despotizmine karşı ezilen bir
ulusun ideolojisi olarak doğdu. Türkiye’ye de yine buradan, Rusya’nın
çeperlerinden; Kırım’dan, Kazan’dan ve Bakü’den geldi.
İsmail Gaspirinski, Akçuraoğlu Yusuf, Hüzeyinzade Ali ve Ahmet Ağoğlu Türkçülüğün
kurucu ve aydınlanmacı isimlerindendi. İstisnasız hepsi Rusya kökenli
Türklerdi.
Akçuraoğlu Yusuf, Hüzeyinzade Ali ve Ahmet Ağoğlu Türk
Burjuva devrimlerini hem düşünsel olarak etkilediler hem de devrimlere bizzat
katıldılar.
Mesela Bahçeli Efendi bu isimleri bilmez, hakikaten bilmez.
Tarihsel reddiyeden söz etmiyorum, reddetmek için bilmek lazım. Kafaları karışmasın
diye Türkeş “kendi tarihlerinden” bu dönemleri budadı. En nihayetinde bu
isimler Abdülhamit devirmiş, ihtilalci adamlardı. Halbuki MHP
Abdülhamitçi olmalıydı ve öyle de olacaktı. Buraya yeniden döneceğiz.
***
Türkiye sermaye sınıfı ve siyaseti 1930’ların sonlarına
doğru iyiden iyiye palazlandı ve palazlandıkça gericileşti. İkinci Dünya Savaşı
başlar başlamaz Türkiye sermaye siyaseti içerisinde Hitlercilik boy verdi.
1940’larda faşist Saraçoğlu hükümetinin en büyük destekçisi Nihal Atsız’ın başını
çektiği Türkçülerdi.
Türkçülük artık devletleşmiş ve Hitler’e sempati besleyen
sermaye rejiminin ideolojisiydi. Türk milliyetçiliği aydınlanmacı kökleriyle bu
tarihsel aralıkta bütünüyle bağlarını kopardı.
Hitler Kafkaslarda, Türkçülere “Turan” vadediyordu.
Türkçüler Hitler’e tapıyordu. Tapanlardan biri de ileride MHP’yi kuracak olan Türkeş’ti.
Türkeş MHP’nin tarih anlatımından bu kısımları budamadı, Nihal Atsız’ı bilir o
yüzden MHP tornasından çıkan zevat. Atsızların 1940’lardaki komünizm ve halk
düşmanı faaliyetleri MHP’ye mirastır, kökleri bu döneme dayanır.
Başta MHP için ifade ettiğimiz “aparatlık” pozisyonunun
başlangıcı İkinci Dünya Savaşı sırasına denk gelir. Türkiye egemen sınıfları
Atsız’ın başını çektiği Türkçüleri savaş yılları içerisinde komünizme karşı savaşta
kullanmış, sonrasındaysa tekrar kullanmak üzere bir kenara koymuştu. Atsızlar
gerçek anlamda MHP’nin atasıdır.
MHP, Atsızlar döneminde kenara konan “aparatın” 1960’ların
ortasında tekrar ortaya çıkarılmasının ismiydi. Dün Alman faşizminden “Turan”
dilenenler artık Amerikan emperyalizminden “Türk-İslam ülküsü” dileneceklerdi.
Türkiye sermaye sınıfı İslamcıları hortlatmıştı ama bu
yeterli değildi. İslamcılıkla da uyumlu ve sokakta komünizme karşı savaşacak
bir aparat
lazımdı. İşte MHP bu ihtiyacın nihayetiydi.
Daha önce ifade ettiğimiz MHP’nin Abdülhamitçiliği de bu
sürecin bir ürünüdür.
Grev kırıcılığı, solcu kahveleri taramak, devrimci
öğrencilere pusu kurmak, Maraş ve Çorum katliamları MHP’nin başlıca “işler”indendi.
MHP 1970’lerin Milli Cephe hükümetleri süresince egemen sınıfların tam koruması
altına alındı.
12 Eylül olduğunda Türkeş’in “fikirleri” iktidardı.
***
MHP 12 Eylül sonrasında daha da palazlandı. 12 Eylül işçi
sınıfını ve komünistleri ezmişti. Ortalığı boş bulan MHP “işleri” büyüttü. Ülkücü
mafya diye bir şey türedi. Uyuşturucudan silah ticaretine, siyasal
cinayetlerden Kürtlerin toplu katliamlarına kadar her yerden MHP ve ülkücü
mafya çıkıyordu.
Bir yandan da MHP 1970’lerde başlattığı devlet
örgütlenmesini, 1990’lara gelindiğinde, İslamcılarla da uyumlu biçimde ileri
bir aşamaya taşıdı.
Ve geldik 2002’ye..
MHP, AKP’nin on sekiz yıldır süren bütün karşı devrimci
hamlelerinde de aparat olarak görev aldı. 2016’dan sonra ise aparatlık
misyonunu ileri bir aşamaya taşıyarak AKP’ye eklemlendi.
***
Erdoğan uzunca bir süredir yeni bir anayasa ihtiyacından söz
ediyor. Kalan birkaç demokratik hakkı da tasfiye edeceği, emperyalist
kapitalizme bağlı, şeriatçı bir sermaye rejiminin resmi ilanına hazırlanıyor.
Tabi uzun süredir inşasına devam ettiği bu rejime, bir de “yasal kılıf” gerekiyor.
İşte yeni anayasa ihtiyacı da buradan doğuyor.
Erdoğan’ın sürekli dile getirmesi yetmemiş olacak ki,
sahneye yine aparat çıkarılıyor.
Bir kez daha tarihsel rolünü oynuyor ve kamuoyuna “hazırladığı” yeni
anayasa taslağını “Allahın lütfu” diyerek sunuyor.
Taslak iki maddede özetleniyor. Bir; şeriatçı-faşist rejim,
yani cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi kurumsallaşsın. İki; MHP’nin
aparatlığı yasallaşsın, yani Bahçeli’ye cumhurbaşkanlığı yardımcılığı
verilsin.
MHP yarım asırlık politik aparatlık serüveninin sonunda
kalıcı statü, sizin anlayacağınız kalıcı aparatlık istiyor. MHP'nin
yüz maddelik anayasa önerisinin başka bir anlamı yoktur.
Kısacası; mafya örgütü aparat, mafyayasası istiyor.
NOT: Bu yazı 8 Mayıs 2021'de Gazete Red'te yayımlandı.

Yorumlar
Yorum Gönder