Çin’in Taliban’ı destekleme tarihi
Çin Sosyalist Devrimi’nin önderi Mao Zedong 9 Eylül 1976’da
hayata gözlerini yumdu. Mao’nun ölümünün üzerinden bir ay bile geçmeden, Deng
Xioping’in başını çektiği kapitalist yolcular bir darbeyle iktidarı ele
aldılar.
Mao tarafından, Çin Komünist Partisi yönetiminden iki kez
uzaklaştırılan Deng, üçüncü kez iktidara gelmeyi başardı. Deng, ülke genelinde
büyük bir terör kampanyası başlattı, yapılan operasyonlar sonucu binlerce
komünist tutuklandı. Proleter Kültür Devrimi(PKD)’nin sosyalist inşaya dair bütün
kazanımları ortadan kaldırıldı. Halk komünleri dağıtıldı. PKD ile inşa edilen ücretsiz eğitim ve sağlık
ağı çökertildi. Kamu İktisadi Kurumları özelleştirildi. (1)
Kolektif tarımın tasfiyesiyle birlikte suç patlaması
yaşandı. Deng, çok sayıda işçi ve köylüyü hırsızlık yüzünden idam eden ilk isim
oldu. (2)
Bütün bunlar kapitalist reformların önünü açmak içindi.
Sosyalist Çin’in yıkılışı ve Deng liderliğindeki kapitalist yolcuların, piyasacı
ve hegemonyacı Çin’i kurma süreci böyle başladı.
Çin Halk Cumhuriyeti(CHC) tarihinde Dengci darbe ve
sonrasındaki sosyalizmin tasfiye süreci büyük bir tarihsel kırılmayı temsil
ediyor. İç ve dış siyasete ilişkin yapılan bütün ÇHC değerlendirmelerinde mutlaka
bu tarihsel kırılma hesaba katılmalıdır.
Çin’in Afganistan ve Taliban
ilgisini de bu tarihsel perspektifle uyumlu biri biçimde değerlendireceğiz.
SAVR DEVRİMİ ve ÇHC
Afganistan Demokratik Halk Partisi(ADHP) 1978’de, Savr
Devrimi’yle iktidarı Muhammed Davud Han’dan aldı. Demokratik Cumhuriyet’in başa
geçmesiyle birlikte, başta Taliban ve El-Kaide olmak üzere bütün
İslamcı-cihatçı örgütler devrimin yıkılması için karşı faaliyete geçti.
Ardından devrimin yaşaması için ADHP Sovyetler Birliği’ne
yardım çağrısı yaptı. Sovyetler Birliği de bu çağrı üzerine Aralık 1979’da
Afganistan’a müdahale etti.
Afganistan Demokratik Cumhuriyeti’nde girişilen karşı
devrimi önlemek için Sovyetler Birliği’nin 1979’da Afganistan’a asker yollaması
karşısında; ABD öncülüğünde Pakistan, İsrail ve Deng Xioping Çin’i arasında bir
ittifak kuruldu. Sovyetler Birliği’ne karşı kurulan bu ittifak, devrimci
hükümetin devrilmesi için savaşan İslamcı-cihatçı çetelere silah ve
mühimmat verdi. Hatta Çin daha da ileri gitti ve kendi
ülkesinde yaşayan Müslümanları Afganistan Demokratik Cumhuriyeti’ne karşı cihada
davet etti. (2)
Çin bu dönemde İslamcı-cihatçı çetelere yapılan silah
yardımının baş tedarikçisi olma özelliğine sahipti.
SOVYETLER BİRLİĞİ-ÇHC
KRİZİ
Bu arada, Sovyetler Birliği ile ÇHC arasındaki kriz elbette
Deng Xioping’le başlamadı ancak Deng’le birlikte, aradaki kriz boyut
değiştirdi.
Mao’nun ideolojik-taktiksel bir tartışma için öne sürdüğü üç
dünya teorisinden ABD emperyalizmiyle birlikte karşı devrimci çeteleri
desteklemek gibi bir siyasal çıkarım elde etmek, Deng dönemine, Çin’in
kapitalistleşme dönemine özgü bir niteliktir.
ABD emperyalizmiyle işbirliği yapmak Deng’in başını çektiği
kapitalist yolcuların sınıf reflekslerine ve ideolojik
konumlanmalarına uygundur.
Sovyetler Birliği Komünist Partisi ve Çin Komünist Partisi
arasında 1949’dan, yani ilişkilerin başlangıçtan beri kriz vardı. Bu tarihsel
bir gerçektir. Stalin ve Mao’nun ilk görüşmelerinde bile bunun belirgin
izlerine rastlanır.(3) Ancak başlangıçtaki bu krizle, sonradan, bugünkü
hegemonyacı Çin’e uzanan, liberal-milliyetçi yaklaşımdan kaynaklanan kriz
arasında hiçbir devamlılık ilişkisi yoktur.
Ancak şu söylenebilir; Deng’in başını çektiği milliyetçi-liberal
çizgi, Mao’nun komünist perspektifle yaptığı eleştirileri, Çin’in kapitalist
yolunu dışa da açmak için ideolojik-siyasal bir manipülasyona dönüştürmüştür.
ÇİN HEGEMONYACILIĞI
Deng Xioping’le birlikte kapitalist yola giren Çin; bugün
dünyanın en büyük ekonomisine sahip. Çin ekonomisi 2008-2018 yılları arasında
üç kat büyüdü.
1990 yılından beri yayınlanan ve elde edilen gelirlere göre
dünyanın en büyük 500 şirketinin listelendiği Fortune 500’ün verilerine
göre, listeye giren Çinli şirket sayısı ABD’li şirket sayısını geçtiğimiz iki
senede geride bıraktı.(4)
Çin hammadde ve enerji tedarikini karşılamak için hem
Afrika, Latin Amerika ve Orta Doğu’ya hem de Avrupa ve Avustralya’ya büyük
yatırımlar yaptı. Keza Çin, 2017 yılında ABD’yi geride bırakarak en büyük ham petrol
ihracatçısı konumuna yükseldi. (5)
2013 Ekim ayında ise Çin; yurt dışı altyapı yatırımlarını,
büyük enerji yataklarını ve hammadde talebini karşılamak için Kuşak ve Yol
projesini açıkladı.
İşte Çin’in zorunlu kesintiler(ABD’nin Afganistan işgali)
dışında Afganistan’a olan kırk yıllık ilgisi ve Taliban’la ilişkisi sermaye
ihracatçısı, emperyalist karakteriyle anlamını
buluyor.
Taliban’ın Kâbil’i ele geçirmesiyle, ABD’nin ardına bakmadan
kaçtığı bir ortamda Çin’in “Taliban'la dostça ilişkiler geliştirmeye
hazırız” demesi tam da bu siyasal zemine oturuyor.
2001 SONRASI ÇİN
SERMAYESİ AFGANİSTAN’DA
Çin 2001’deki ABD işgali sonrasında, Afgan yönetimleriyle ve
Taliban’la olan görüşmelerini hiç kesmedi. Çin’in hem Afgan yönetimleriyle hem
de Taliban’la kurduğu ilişki bu tarihten sonra giderek yoğunlaştı.
Çin 2002 yılında Kâbil’deki büyükelçiliğini yeniden açtı. Afganistan’da
altyapı çalışmalarına katılan Çinli şirketler dijital telefon sistemlerinin
kurulması, karayolları, baraj ve hastane inşaatları, sulama sitemlerinin tesis
edilmesi gibi projeler gerçekleştirdiler.
Bu arada 2007 yılında önemli bir gelişme yaşandı. Afganistan’ın
Herat
kentinde Çin menşeli çok sayıda silah ve mühimmatın
saklandığı bir depo ortaya çıktı.(6)
Çin’in başını çektiği Şanghay İşbirliği Örgütü(ŞİÖ)’nün,
Pekin’de, 2012 yılında gerçekleştirilen on ikinci zirvesinde Afganistan’a
gözlemci ülke statüsü verildi ve Afganistan ŞİÖ ile ilişkilendirildi.
Kâbil’de 2015 yılında imzalanan güvenlik, yeniden inşa ve
eğitim anlaşmaları ile Çin tarafından Afganistan’da 10.000 konut inşa edilmesi
ve 1500 Afgan vatandaşı öğrenciye eğitim bursu verilmesi konusunda iki ülke
arasında işbirliği yapıldı.
15 Mayıs 2017 tarihinde Çin’in Kuşak ve Yol projesiyle
bağlantılı olarak iki ülke arasında gümrük faaliyetlerinin kolaylaştırılması ve
ticaretin artırılmasını amaçlayan gümrük işbirliği anlaşması imzalandı.
Geçtiğimiz 29 Temmuz’da Taliban'ın Katar'daki Siyasi
Bürosunun Başkanı Molla Abdul Gani Birader liderliğindeki bir heyet Çin'i
ziyaret etti. Çin bu görüşemeden önce, 2019'da da başka bir Taliban heyetine ev
sahipliği yapmıştı.
WAKHAN KORİDORU
Wakhan Koridoru Çin ve Afganistan arasındaki en kısa sınır
olma özelliğine sahip. Bölge aynı zamanda Çin’in 2007’de Afganistan’dan
kiraladığı Aynak Bakır Madeni’nin de anahtarı konumunda.(7)
Çin, tarihî olarak İpek Yolu(Kuşak ve Yol) üzerinde bulunan
Wakhan Koridoru’nda ve koridorun sonundaki Wakhjir Geçidi’nde projeler
geliştiriyor. Wakhjir Geçidi, Orta Asya ile Çin arasındaki ticareti artırmak
adına en kolay yol. Enerji güvenliğini sağlamak ve tüm Orta Asya üzerinde egemenliğini
artırmak da Wakhan ile kolaylaşmakta.(8)
Özetle Çin hegemonyacılığının geleceğini belirleyecek olan Kuşak
ve Yol projesi, Çin’in Afganistan sınırındaki bu koridoru kullanmasına bağlı.
ABD GİTSİN, ÇİN Mİ
GELSİN?
Görüldüğü üzere Afganistan, Çin hegemonyacılığı için kilit
konumda. Afganistan’ı ve Taliban’ı da Çin açısından önemli kılan bu
gerçekliktir.
Çin’in Afganistan girişimlerinin; ABD’nin zamanında
Sovyetler Birliği’ni çevrelemek için Afganistan’a yaptığı askeri
“yatırımlardan” ve işgalle yarattığı Afganistan’daki konumundan hiçbir farkı
yok. Emperyalizm her şeyden önce sermaye ihracıdır, emperyalist işgal
yalnızca askeri olarak yapılmaz. Bu nedenle, Çin’in Afganistan’daki konumu
tıpkı ABD’nin geçmişteki konumu gibi emperyalist hegemonyacılıkla açıklanabilir.
Amerikan emperyalizminin Afganistan’ı terk etmesi şüphesiz
ki Afgan halkı için önemli bir kazanımdır. Ancak bunun alternatifi Çin
hegemonyası altında, şeriatçı Taliban rejiminin Afgan halkına yaşam hakkı
tanımadığı bir düzen değildir. Ezilen halklar yaşamlarını, hegemonyacı
devletler arasında “tercihler” yapmak zorunda kalarak sürdürmek zorunda değildir.
ASIL OLAN ÇİN
SERMAYESİNİN GÜVENLİĞİ
Deng Xioping’le başlayıp, Xi Jinping’le devam eden
kapitalistleşme süreci, günümüz Çin’ini dünyanın en büyük sermaye ihraç eden
ülkesi durumuna getirdi. Çin’in güncel dış politikasını belirleyen etmen de bu
sermaye ihracının planlanması ve ihraç edilen sermayenin güvenlik altına
alınmasıdır.
Çin’in kapitalist yolcu yönetimi 1979’dan bu yana,
Afganistan’da yönetimin Taliban’ın eline geçmesi ya da Afganistan’ın cehenneme
dönüşmesi sürecini ABD ile birlikte destekledi. Bugün ise ABD’nin ardına
bakmadan kaçtığı Afganistan’da, Çinli devlet adamları ve patronlar, Taliban’ın
zulmünden kaçan yüz binlerce Afgan yoksulun durumuna aldırmadan, hegemonik
planları uygulamak için sırada bekliyorlar.
Kapitalist Çin’in Taliban ilgisinin tarihsel ve güncel muhtevası
budur.
(1)
Sosyalist Çin’i Hatırlamak, Mabo Gao-Dongping
Han- Hao Qi, Çeviri: Onurcan Ülker, Patika kitap, 1. Basım, 2018.
(2)
A.g.e
(3)
Çin Halk Cumhuriyeti Dış Politikasında
Afganistan, Kubilay Erman, Karadeniz Uluslararası Bilimsel Dergi, 16 Nisan
2019.
(4)
Molotov Anlatıyor, Feliks Çuyev, Çeviri: A.
Hacıhasanoğlu-S. Kabasakal, Yordam Kitap, 3. Basım, 2017.
(5)
https://www.sozcu.com.tr/2020/ekonomi/fortune-500de-cinli-sirket-sayisi-abdyi-gecti-5984124/
(6)
Zaferden Yenilgiye, Pao-yu Ching, Çeviri:
Onurcan Ülker, Patika kitap, 1. Basım, 2019.
(7)
Çin Halk Cumhuriyeti Dış Politikasında
Afganistan, Kubilay Erman, Karadeniz Uluslararası Bilimsel Dergi, 16 Nisan
2019.
(8)
Wakhan Koridoru ve Çin-Afganistan-Pakistan Üçlü
Diyaloğu, Figen Aydın, TASAV Dış Politika ve Güvenlik Araştırmaları Merkezi
Analiz No. 38 // 25 Haziran 2021, www.turkakademisi.org

Yorumlar
Yorum Gönder