Onlar paralarını biz ölülerimizi sayıyoruz
Sabancı Holding CEO’su Cenk Alper 2020 Ağustos'unda yaptığı açıklamada, yılın ilk altı ayında net karlarını yüzde on beş arttırdıklarını ilan etti. İşler tıkırındaydı. Sabancı’nın sermayesi pandemi falan dinlemeyip, büyüyordu.
***
Sakın evde sıkıldık demeyin, diyordu Sabancı hanım, böyle
buyurmuştu. Evden çıkmayın, herkes kendi kapanmasını kendisi yapsın, diyordu.
Sabancı hanım bu açıklamayı yaptığı sırada, holding
bünyesinde çalışan bütün işçiler iş yerlerindeydi. Patronlarının eşi uyarıyordu
ama işçiler duymuyordu(!)
Hasan İzzettin Dinamo Savaş ve Açlar isimli romanında,
çalışan insanlar hep yoksuldur, diyor. Evet, yoksullar çalışıyor, Sabancı’nın
çarklarını yoksullar çeviriyor. Hem de Arzu Sabancı, evden çıkmayın, dediği
sırada, hem de saray yavrusundan “artistlik” pozlar verirken.
İşçiler evden çıktıkça Sabancılar zenginleşiyor, çünkü Sabancıların
serveti işçilerin iş yerlerini doldurmasına bağlı. Buraya yeniden döneceğiz.
Biz Sabancı hanımın çağrısını değerlendirmeye devam edelim.
Sanırım biz yanlış anladık başından beri. Çünkü Sabancı
hanımın uyarısı bizlere, işçilere değildi. O kendi çevresindeki, kendi sınıfının
insanlarını uyarıyordu. Çünkü biz Sabancı hanımla aynı dünyada bile
yaşamıyoruz. Paralel evrenden, patronlar evreninden sesleniyor. Biz neden
üzerimize alınıyoruz ki(!)
Biz dışarıda eve ekmek götürmek için olacağız ki, Sabancı
hanım sosyal medya hesabından sınıfının “insanlarına” uyarıda bulunabilsin. İki
ayrı sınıfın iki ayrı evreni var. Nesini anlamıyoruz ki?
***
“Olayları böylesine tersine çevirmek yalnızca insan türüne
özgüdür” diyor Körlük isimli romanında Saramago. İnsanın bütününe ait bir
nitelik midir, bilemeyiz, ama burjuvaziye ait bir nitelik olduğunu Sabancı
hanımdan biliyoruz artık.
Sabancı hanımların yaşamıyla bizim yaşamımız birbirine ters.
Biz ne kadar yoksulsak Sabancılar da o kadar zengin; biz ne kadar virüsün
ortasında gebere gebere çalışıyorsak onlar da saray yavrularında o kadar rahat
yaşayabiliyorlar. Özetle, aslında ortalıkta yanlış anlama olsa da, yanlış
anlatma yok. Sabancı hanım bütün “içtenliğiyle” patronların evreninden,
sınıfının küstahlığını haykırdı.
Küstahlık demişken Marx, Sabancı hanımlara karşı pek bir
küstahtır. Anmadan geçemeyeceğiz.
Marx Kapital’de Sabancı hanımların sınıfını vampire
benzetiyor, kulak verelim:
“Sermayenin tek bir yaşam dürtüsü vardır, değer ve artı
değer yaratmak, üretim araçlarını olanaklı olduğu kadar büyük miktarda artı
emeği emebilecek değişmeyen etmen haline getirmek eğilimi. Sermaye ölü emektir
ve ancak vampir gibi canlı emeği emmekle yaşayabilir, ve ne kadar çok emek
emerse, o kadar çok yaşar. İşçinin çalıştığı süre, kapitalistin ondan satın
aldığı emek gücünü harcadığı süredir.”
Sabancı hanıma meseleyi yalınlaştıralım. Burada vampir siz
oluyorsunuz, kanı emilen ise işçiler. Zenginliğiniz işçilerden
çaldıklarınızdır, Marx artı değer diye tanımlamış bu çalma işini. Çalamadığınız
an zenginleşme duruyor, ölü sermeye dediği de bu.
***
Vampir imgelemi pandemiden beri daha bir anlamlı hale geldi.
Çünkü artık işçiler emekleri sömürülürken aynı zamanda ölümle de burun burunalar.
Bu anlamda vampir yakıştırması dün olduğundan daha da anlamlıdır.
Zenginleşme demişken, Sabancıların sınıf kardeşi Saadettin
Saran’ı da hatırlatmadan geçmeyelim. Birkaç ay önce FOX TV’ye konuk edilmişti.
Coşkuluydu, heyecanlıydı:
“Pandemi sürecinde şirketimiz büyüdü. Daha önceki krizlerde
olduğu gibi bundan da büyüyerek çıktı. Çek Cumhuriyeti’nde otel aldık,
Türkiye’de yapım şirketi kurduk. Bir de S Sport Plus var, orada da büyüme devam
ediyor. Bu kriz bizim avantajımıza oldu. Yurt dışında 2 tane spor kanalı
kuruyoruz. Programlar 1.5 milyar insana ulaşacak. Uzak Doğu’ya açılıyoruz.” dedi.
Çok çarpıcı bir prototip Saran, yaptığı açıklama Türkiye
büyük sermayesinin pandemi koşullarındaki serüvenin özeti gibi.
Gördüğünüz gibi burjuvazi hem sağlıklı, hem şımarık hem de
daha zengin artık. Sabancılarla başlattığımız ve Saran’a bağladığımız bu
küstahlık “şölenini” sürdürebiliriz. Ama aslında biz bunların hiçbiriyle ilgilenmiyoruz.
İlgilendiğimiz tek şey onların karnı şişerken bizim
yoksullaşmamızdır, virüsün ortasında kuralsızca çalışmamızdır, kod 29
zımbırtısıyla işten atılmamızdır, işsizlik ve yoksulluk yüzünden intihar
etmemizdir.
Biz kendi evrenimize, işçilerin evrenine dönelim. Sabancı
hanıma değil, Trakyalı işçi Fedai’nin “mesajına” bakalım.
***
Fedai Kuşçu, evet.
Evli ve üç çocuk babası bir işçiydi. Cebindeki son parası
olan on iki lirayı eşine bıraktıktan sonra kendini apartman boşluğuna bırakarak
canına kıydı. Hayatı boyunca hep kıt kanaat geçindi. Pandemi sürecinde işsiz
kaldı, hayatta kalabilmek için çevresine borçlandı ve sonunda intihar etti.
Fedai; Sabancı hanım ve oğlu sosyal medyada pandemi mesajı
verirken öldü.
Pandeminin başlarıydı sanırım, Fransa’da bir hastanede
emekçiler şöyle bir pankart hazırlamışlardı:
“Onlar paralarını, biz ölülerimizi sayıyoruz.”
Sahi, Fedai bizim evrendeki kaçıncı ölü?
NOT: Bu yazı 24 Nisan 2021'de Gazete Red'te yayımlandı.

Yorumlar
Yorum Gönder