Süslü ve Botokslu Susurluk Rejimi
3 Kasım 1996’da Susurluk’ta meydana gelen trafik
kazası, 12 Eylül faşist darbesinden itibaren inşa edilen mafyalaşmış bir siyasal
rejimin ifşasıydı. Bu rejimin devlet örgütlenmesi tabanda mafya ve tarikatlara
dayanıyordu ve 12 Eylül öncesinde başlayan “Türk-islamcı” ideolojik dönüşüm 1990’lara
gelindiğinde tamamlanacaktı. Bu nedenle Susurluk bir kazanın değil, mafya rejiminin
adıydı. Evvela bu gerçekliği saptayarak başlayalım.
***
Susurluk’taki otomobilden korucu aşireti reisi ve DYP
Şanlıurfa milletvekili Sedat Bucak, Emniyet Müdürü Hüseyin
Kocadağ, pavyonda çalıştığı ileri sürülen Gonca Us ve ülkücü mafya
şefi Abdullah
Çatlı çıktı. Bucak dışındaki bütün isimler kazada öldü.
Çatlı uzun süredir “aranan”, yüzlerce suç işlemiş bir kanun
kaçağıydı. Öldüğünde üzerinden Mehmet Özbay isimli bir kimlik
çıktı. Dönemin Kocaeli İl Jandarma Komutanı Veli Küçük, yine dönemin
Balıkesir İl Emniyet Müdürü olan Nihat Camadan’ı aradı. Küçük, Cadaman’a
“Susurluk’taki
kazada ölen Mehmet Özbay bizim çalışanımız. Tutanaklara ismi geçmese iyi olur.”
dedi.
Çatlı, 12 Eylül öncesi ülkü ocaklarının elebaşları
arasındaydı, Muhsin Yazıcıoğlu’ndan sonra onun ismi geliyordu. Bahçelievler
katliamının baş failiydi. Katliamın bir diğer faili olan Haluk
Kırcı bunu itiraf etmişti.
Çatlı kaçaktı ama başta silah ve uyuşturucu “işleri”
olmak üzere, birçok ticari faaliyetin içindeydi. ANAP ve DYP gibi partilerin iç
işlerine müdahale edecek kadar da eli uzundu. Banka özelleştirmelerinden büyük
ihalelere kadar her yerde devreye girebiliyordu. (1)
Ayrıca Çatlı ülkücülerin hapishanelerden kaçırılmasında ve
ülkücü örgütlenmenin silah temininde kilit bir rol oynuyordu.
Çatlı’nın cenazesinde bütün ülkücü mafya “babaları”
yer almıştı. O dönem yeni parlamış olan Sedat Peker de bu mafya “babalarının”
arasındaydı.
***
Çatlı öldükten bir hafta sonra, dönemin İçişleri Bakanı Mehmet
Ağar istifa etmişti. Çatlı Ağar’a “patron” diyordu.(2) Ağar kamuoyu
tarafından Susurluk ilişkilerindeki resmi temsilci olarak
değerlendiriyordu.
1992 yılında, Ağar Erzurum Valisi iken Çatlı’ya
yakınlığıyla bilinen Haluk Kırcı’ya nikah şahitliği yapmıştı. Kırcı, Çatlı’nın
en yakın adamlarındandı ve “iş” ortağıydı.
Çatlı’yı konuşurken bir ismi atlamak olmaz: Devlet
Bahçeli.
Bahçeli Çatlı’nın Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi'nden
hocasıydı. Çatlı’nın kaçak olduğu dönemde ailesine para yardımı yapmıştı.
***
15 Temmuz Fetullahçı darbe girişiminin
ardından, Fetullahçı çete üyeleri zorunlu olarak devlet içerisinden tasfiye
edildi. Devlet kadrolarını ekseriyetle Fetullahçılar oluşturduğu için hızla
yerini başkaları doldurmalıydı.
İşte bu aşamada Süleyman Soylu ile Mehmet Ağar’ın
görüşme trafiği hızlandı. AKP darbe girişimi sonrasında oluşan yeni ortamda devlet
içerisinde birlikte çalışacakları bir devletlü deneyime yaslanmak
istiyordu. Fetullahçıların yerine emniyete yerleşen tarikatlar bu konuda yeterince
deneyimli değildi.
AKP aradığı deneyimi 1990’lı yılların kontrgerillası olan
Susurlukçu Mehmet Ağar ve ekibinde buldu. İçişleri Bakanlığı Ağar’a emanet
edildi. Ağar’ın da şefi olan Tansu Çiller zaten Yenikapı’da
Erdoğan’ın yanında yerini almıştı. Artık Susurlukçular tam kadro AKP’ye
eklemlenmişti.
Bunun yanında, Bahçeli MHP’sinin ve mafya şefi Sedat
Peker’in de AKP’ye eklemlendiği tarihin, Susurlukçuların AKP’ye eklemlendiği
tarihle denk gelmesinin de ayrıca altını çiziyoruz.
***
MHP her dönem cezaevindeki mafya takımını dışarı çıkarmak
için “af”
ister, gelenekseldir. Uzun süredir dışarı çıkarmayı düşündükleri mafya şefi Allaattin
Çakıcı, pandemi bahanesiyle bir af çıkarılarak salıverildi.
Çakıcı çıkar çıkmaz soluğu Bahçeli’nin yanında aldı.
Bu arada Sedat Peker, Çakıcı’nın salıverilmesinden
çok rahatsız olmuştu. Karşılıklı şekilde tehditler havada uçuyordu. Peker’e
döneceğiz.
Sonrasında Çakıcı Yalıkavak Marına’da göründü. Hani
şu, şimdilerde Peker’in “Ağar Yalıkavak Marina’ya çöktü” dediği
Yalkavak Mairina..
Yanında Mehmet Ağar, MHP’li eski milletvekili Engin Alan ve bir diğer
Susurlukçu ve ülkücü Korkut Eken vardı. Hatırı kalmasın!..
Eken de Susurluk çetesinin “asli” parçasıydı. Özellikle Kürt
iş adamlarının öldürülmesi operasyonlarında başı çekiyordu.
Çakıcı en son Boğaziçi’nin kayyum rektörünü protesto eden
öğrencileri tehdit ederken görüldü.
***
Derken Peker'in sahte evraklarla Makedonya'da ikamet
ettiği ortaya çıktı. Makedonya İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan
açıklamada, yabancılara sahte pasaport ve kimlik belgeleri veren polislerin
tutuklandığı belirtildi.
Şimdi normal şartlarda, bu normal bir haber
ama Peker gibi bir mafyözün bütün yaşamını devlet güvencesi altında ve kanunsuzca
devam ettirdiğini bildiğimizden ötürü, haber normal olma niteliğini yitiriyor.
Meğerse Peker mafyözünün Çakıcı mafyözüyle karşılıklı
tehditlerle başlayan sürtüşmeleri, sadece Çakıcı-Peker sürtüşmesi değilmiş..
Devlet, Peker üzerindeki korumasını kaldırmıştı. Halbuki
Peker AKP için miting düzenleyip muhaliflerin kanlarını içmeyi vadediyordu ve o
süreçte Peker’e ilişkin tek soruşturma açılmadı.
Devlet yeniden Ağar-Çakıcı ekibini devreye soktuğu için, devlet
hesabına yapılması gereken yasa dışı “organize işler” yolu Peker’e şimdilik
kapatılmıştı. Üzeri çizilen Peker kısa bir süre önce sosyal medya
hesabından malumunuz videoları yayınlamaya başladı.
***
Susurluk bu sefer kazayla değil, Sedat Peker mafyözünün
videolarıyla ifşa oluyor.
Peker mafyözü saray yavrusu evinden yaptığı açıklamalarla; “Erdoğan iyi çevresi kötü” kurnazlığına
sığınarak Ağar’ı, Pelikancıları ve Süleyman
Soylu’yu hedef alıyor.
Peker önce Mehmet Ağar ve oğlu AKP milletvekili Tolga
Ağar’a yöneldi. Birinci iddiası Tolga Ağar’ın gazeteci Yeldana
Kaharman’ı öldürdüğüydü. İşin içinde jandarma komutanlığı da
vardı. Hem jandarma hem de Tolga Ağar iddiaları reddetti. Henüz resmi
makamlarca iddiaya ilişkin bir soruşturma başlatılmadı. İkinci iddia Mehmet
Ağar’ın Yalıkavak Marina’ya çökmesiydi.
Ağar yaptığı açıklamada “biz burada olmasak, mafya buraya çöker”
dedi. Bunun ardından Ağar’ın yaptığı açıklamayı Süleyman Soylu
talihsizlik olarak değerlendirdi. Bu iddia karşısında da resmi
makamlarca herhangi bir soruşturma başlatılmadı.
Peker Soylu’yu da aralarında yaptıkları anlaşmayı bozmakla
suçladı ve Soylu’ya “Süleyman Soylu, sen 'Sedat Peker'e dosya hazırlıyorlar, tehlikeli bir
durum olursa haber vereceğim' demedin mi; koruma polisimi sen vermedin mi?”
sorularını yöneltti.
***
Dün Çatlı mafyözünün “derin” ilişkileri üzerinden ortaya saçılan mafya rejimi, bugünse Peker
mafyözünün çektiği videolar üzerinden en güncel sürümüyle karşımıza çıkıyor.
1990’larda “terörle mücadele” adına mafyözleri
kahraman ilan rejim, bugün de “terörle mücadele” adı altında daha
kurumsal ve zorba bir mafya rejimi tesis ediyor.
Hakkında büyük ithamlar olduğu bir sırada Soylu’nun sosyal
medya hesabından “terörle mücadele” pozları vermesi hem tesadüf değil, hem de
yeni değil.
***
Organize suç örgütü şefleri; katiller, cinayetler;
uyuşturucu ve silah kaçakçıları, çek-senet ve arazi mafyası; İçişleri
Bakanlığı, emniyet, ülkü ocakları, MHP, AKP, BBP, alperen ocakları; muhtelif
ordu mensupları, valiler, kaymakamlar…
“Bayrak, vatan ve Kur’an” kamuflajıyla hepsi sahnede ve bir
arada…
Türkiye sermaye düzeni bütün bileşenleriyle bir mafya
rejimidir, devlet tam teşekküllü bir suç şebekesinin aleti olmuştur.
Mafyaların milliyetçi ve tarikatların ise dinci ideolojileriyle zapturapt
altına alınmış Türkiye toplumu, tepesinde sürekli Demoklesin Kılıcı gibi
sallanan bir zorbalık tarafından yönetiliyor.
Şimdi ise bütün toplum oturduk ve bir dizi film izler gibi devlet
yöneticileriyle mafyözler arasındaki grift olmuş ilişkileri izliyoruz.
1) (1) Devlet ve Kuzgun-1990’lardan 2000’lere MHP,
Tanıl Bora ve Kemal Can, İletişim Yayınları, 3. Baskı, 2007, İstanbul.
2) (2) "Çatlı Ağar'a 'patron' derdi" http://cmhr.yt/cNWZ
fh
NOT: Bu yazı 13 Mayıs 2021'de Gazete Red'te yayımlanmıştır.

Yorumlar
Yorum Gönder