AKP-MHP rejiminin kırılma noktaları ve devrimci olanaklar
Turancı
Türk milliyetçiliği, Türk burjuva devletinin kurucu ideolojisi olan resmi Türk
milliyetçiliğiyle/Kemalizmle krizli bir akrabalığa sahiptir. Bu kriz tarihsel
süreç içinde dönem dönem derinleşmiş bazen de zayıflamıştır ama hiçbir zaman
resmi milliyetçiliğin koyduğu sınırları aşmamıştır. Bu krizin kökeni İttihat
Terakki Cemiyeti içindeki saflaşmalara kadar uzanır.
Türk
Ocakları’dan Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’ne (CKMP), CKMP’den MHP’ye uzanan
bu dinamik; her dönem Türk burjuva devletinin gerçek sahibi olma motivasyonuyla
siyasal varlığını sürdürdü. Ancak bunun yanında Turancı çizgi, hiçbir dönem bağımsız
bir siyasal hareket olarak iktidar perspektifi ortaya koymadı. Turancılık
hedefini uygulayacak hiçbir siyasal girişim yaşanmadı. Siyasal-pratik anlamda
Turancılık fikri; emperyalistlerin ve Türk burjuva devletinin her dönem
farklı gerekçelerle kullandığı ideolojik bir kullanım aracı oldu.*
Diğer
bir anlamda da, her dönem varlığını düzenli olarak genişleterek, resmi Türk
milliyetçiliğinin siyasal aparatı oldu. Turan fikrinin; tarihsel ve güncel
misyonunun esası budur.
***
Nihal
Atsız’ın başını çektiği Turancı hareket, İkinci Paylaşım Savaşı yıllarında Türk
Nazileri olarak Türkiye’nin ilerici ve komünist unsurlarına saldırdı. Nihal
Atsız’ın Turancı hareketi bu yıllarda faşist Saraçoğlu hükümetinin yarı resmi bir
uzvuna dönüştü.
İkinci
Dünya Savaşı sonrası ABD emperyalizminin ileri karakoluna dönüşen Türk burjuva
devleti, ideolojik olarak yeniden biçimlendi. Gayri resmi Türk milliyetçiliği,
yani Turancı Türk Milliyetçiliği bu dönemde komünizme karşı mücadelenin ve Türk
egemen sınıflarının ihtiyacı doğrultusunda ideolojik restorasyona girdi. Turancı
çizgi CKMP’den MHP’ye dönüşürken, gayri resmi milliyetçiliğe İslamcılık
uyarlandı. Turancı hareket Atsız’dan Türkeş’in eline geçerken, ideolojik
restorasyon yaşadı ve Türk-İslam sentezi ortaya çıktı.
MHP’nin
Türk-İslamcılığı, 12 Eylül faşist darbesi sonrasında, Türk egemen sınıflarının
ihtiyacı doğrultusunda Türk burjuva devletinin yeni resmi ideolojisi hâline
getirildi. Bu süreçle birlikte, bütünüyle Türk-İslamlaşan devlet aygıtında ve
Türk burjuva siyasetinde MHP’nin rolü büyüdü. Devlet içindeki ağırlığı büyüyen
MHP, Türk burjuva devletinin sosyal ağları olan mafya ve tarikat
örgütlenmeleriyle organik bağlar kurdu.
1991
seçimleri sonrasında, MHP’de başlayan tartışmalarının ardından, Maraş
Katliamı’nın da baş faili olan Muhsin Yazıcıoğlu’nun başını çektiği ekip
1993’te Büyük Birlik Partisi(BBP) kurdu. BBP tarikatlarla bağları daha güçlü
bir siyasal çizgiyi temsil etti. Diğer yandan, devlet içindeki gücü palazlanan
ve iktidar perspektifi de olan İslamcı siyaset BBP’yi birçok cinayette kullandı.
Bunun en çarpıcı örneği Hrant Dink cinayetidir. Hrant Dink’i öldüren Ogün
Samast BBP’liydi.
Bu
tip bir ayrışma yaşansa da MHP ve BBP; Türk burjuva devletinin “bekasını”
savunma konusunda, Kürtleri imha savaşlarında, komünizme karşı mücadelede,
laiklik karşıtlığında hemfikirdiler, burjuva devletin varlığını korumak için
resmi ve gayri resmi görevler üstlendiler ve hala üstlenmeye devam ediyorlar.
***
AKP-Fetullah
Örgütü hesaplaşması, 2016’da AKP’nin zaferiyle sonuçlandı. Bu durum Türk
burjuva siyasetinde bütün siyasal denklemin değişmesine yol açtı. MHP 2008-2014
arasında yaşanan “Kürt açılımı” sürecinde siyaseten etkisizleşti ama devlet ve
sermaye sınıfı içindeki gücünü korudu. 2016 sonrası değişen siyasal denklem,
MHP’yi yeni Türk burjuva siyasal zemini açısından belirleyici hâle getirdi. 2016
sonrası süreçte ilerici ve demokratik güçleri ezmek için bütün devlet
olanakları kullanılırken, MHP bu aşamada fiili bir rol oynadı. Ordudan
bürokrasiye, bürokrasiden bakanlıklara kadar MHP bugüne dek elde edemediği bir
güce sahip oldu. Hatta içişleri bakanlığını doğrudan MHP ve onunla iltisaklı olan
Susurluk çetesi yönetiyor diyebiliriz.
Erdoğan
2016 sonrasında geçmişte Fetullahçılar ile kurduğuna benzer, narkotik bir
ilişkiyi Bahçeli MHP’siyle de kurdu. Mevcut konjonktürde Kürtlere karşı
yürütülen savaş, egemen siyaset anlayışının en ayırt edici motivasyonu haline
geldi. AKP-MHP rejimi son sekiz yılda, yalnızca Kürtlere karşı topyekun bir
savaş sürdürmekle kalmadı. Öyle bir propaganda aygıtı kurdu ki, Cumhur
İttifakından yana olmayan bütün burjuva siyasal unsurları da“PKK ile birlikte”
olmakla “suçladı”. Örneğin; CHP, AKP-MHP rejiminin bütün sınır dışı
operasyonlarına destek verdiği hâlde, “PKK ile birlikte” olma iddiasından
kurtulamadı.
Müthiş
bir ekonomik krizin ortasında, geçtiğimiz cumhurbaşkanlığı seçimleri “terörle
mücadele” konseptiyle bir kez daha Erdoğan tarafından kazanıldı. Elbette
AKP-MHP zaferinin tek nedeni “terörle mücadele” konsepti değildi, birçok
dinamik etkili oldu. Ancak bu konseptin belirleyici etkisi tartışmasızdır.
Maalesef Erdoğan’ın “Reisinizi patatese,
soğana yedirecek misiniz?” sorusu kitlelerde karşılık buldu.
14-28
Mayıs seçimleri yalnızca Erdoğan’ın zaferi değildi. Çünkü seçimin bir başka
sonucu da MHP kökenli partilerin toplamda ciddi bir gücü temsil eder hâle
gelmeleriydi.
MHP
10.07, 2017’de MHP’den kopan İYİ Parti 9.68, 2021’de İYİ Parti’den kopan Zafer
Partisi 2.23, BBP 0.98 oy aldı. İktidar ortakları partiler ve “muhalif
partileri” ile MHP kökenli partilerin oy toplamı, bütün oyların dörtte biri
yapıyordu. Bu yeni bir durumdu, MHP çizgisinden çıkan farklı siyasal yapılar
neredeyse yüzde 25 oy aldılar.
Ayrıca
14 Mayıs seçimlerinde MHP kökenli Sinan Oğan da cumhurbaşkanı adayıydı. Seçimin
ilk turunda yüzde 5.2 oy aldı ve bu sonuç Oğan’ın ikinci turda kilit bir rol
oynamasını sağladı.
Bu
yeni durum Erdoğan’ın MHP’ye daha çok bağlanacağının da işaretiydi.
Hatırlanacak
olursa; Erdoğan bu bağımlılık ilişkisinden rahatsızlığını “50+1 şartının
değişmesi isabetli olur.” diyerek belirtti. Bahçeli’den yanıt gecikmedi, “Bu sistemin demokratik meşruiyet
temeli 50+1'dir.” çıkışıyla Erdoğan’ın hamlesini boşa çıkardı. Bahçeli’nin bu
çıkışının ardından Erdoğan meseleye dair hiçbir açıklama yapmadı.
Tarihler
31 Mart’ı gösterdiğinde ise kitleler tercihlerini değiştirdi ve AKP-MHP rejimi
ciddi bir yenilgi yaşadı. Bu kez patates ve soğan fiyatları seçimin sonucunu
belirledi.
MHP’nin
oyları 4.98’e, İYİ Parti’nin 3.76’ya, Zafer Partisi’nin 1.76’ya, BBP’nin
0.46’ya düştü. MHP kökenli partilerin oyu yüzde 25’ten yüzde 10 civarlarına
düştü.
***
Yerel
seçimin genel seçimle kıyaslanmasının doğru olmayacağı, genel seçimin daha
siyasal bir ortamda geçtiği itirazları gelebilir. Bu itirazlar haksız da
sayılmaz. Ancak bütün farklılığına karşın hem AKP’nin hem de MHP kökenli
partilerin güç kaybetmesi önemli bir göstergedir.
Ayrıca,
AKP-MHP ittifakı, İYİ Parti’yi CHP’den kopardıkları ve CHP’yi DEM Parti ile
denkleştirdikleri muazzam bir Türk milliyetçiliği uzlaşısı inşa ettikleri
koşullarda yenildi. Bu özelliği itibariyle Türk-İslamcı AKP-MHP ittifakı
yalnızca fiziksel bir yenilgi yaşamış olmuyor.
Bu
yenilgilerle birlikte; 2016’dan beri süren iktidar birlikteliğinin ve MHP
kökenli partilere palazlanma olanağı sunan siyasal zeminin ideolojik referansı
olan Türk-İslamcılık da sakatlanmış oldu. Çünkü Türk burjuva devletinin bütün
olanaklarıyla seferber olduğu ve İYİ Parti, Zafer Partisi gibi “muhalif”
faşistlerin de son sürat desteklediği Türk milliyetçiliği somut bir yenilgi
aldı. Hem AKP-MHP iktidarı güç kaybetti hem de İYİ Parti, Zafer Partisi ve BBP
güç kaybetti. Bu da yeni bir durumdur ve yenilgi çiftlenmiştir:
Birinci
yenilgi: MHP ve MHP kökenli partiler fiziksel kayba uğramıştır.
İkinci
yenilgi: MHP eksenli ideolojik hegemonya daralmıştır.
Şimdi
güncel ve kritik meselemizi ele alalım. Bahçeli ve Destici art arda yaptıkları
açıklamalarla Akşener’e İYİ Parti’nin başında kalma çağrısından bulundular.
MHP
kökenli partilerin seçimdeki fiziksel yenilgisinin en önemli sonucu Akşener’in
tekrar aday olmayacağını açıklamasıydı.
Peki,
“rakip” olmalarına rağmen Bahçeli ve Destici’nin Akşener hassasiyetleri nereden
geliyor?
Bu
soruyla, yüksek dozajlı bir Türk milliyetçiliği konseptinde yaşanan çifte
yenilgiyi birlikte düşünmek gerekiyor. Bahçeli de Destici de, Türk burjuva
devletinin hamiliğinde yetişmiş, deneyimli faşistlerdir. İYİ Parti’nin
çözülmesini kendi ideolojik-siyasal çizgileri açısından kayıp olarak
değerlendiriyorlar. Bu konuda oldukça bilinçli tutum alıyorlar. Çünkü İYİ
Parti’nin olası çözülmesinin MHP ve BBP’ye yaramayacağını, hatta tam tersine bu
çözülmenin CHP’ye yarayacağını düşünüyorlar.
***
CHP
Türk burjuva devletinin kurucusudur ve Türk burjuva siyasal geleneğinin iki ana
damarından biridir. Ancak oluşan siyasal denklem içerisinde, CHP resmi Türk
milliyetçiliğine ideolojik olarak göbekten bağlı olsa da siyasal pratik olarak
sapmalar yaşamaktadır. Bu sapmanın en önemli örneği iktidarın Van’daki seçim
gaspına karşı başlayan ve zaferle sonuçlanan direnişe sunduğu kısmi destektir.
CHP
burjuva-faydacı reflekslerle de olsa Kürt ulusunun ve sosyalistlerin Van’da
gösterdikleri dirençle temas kurmuştur. Bu temas elbette tutarlı değildir. Kürdistan’da
bir asrı aşkındır süren işgal hukukunun kurucusu CHP’dir. Ancak mevcut siyasal
denklem gereği CHP, kapitalist iktidar restorasyonunda başat rol oynamak adına,
biçimsel olarak, göreceli demokratik tutumlar almak durumundadır. Kürt halk
kitlelerinin DEM Parti’nin seçimi kazanamayacağı yerlerde AKP-MHP rejimine
kaybettirme tercihindeki başarı, CHP’nin bu tutumu almasını zorlayan bir
durumdur. Bu nedenle CHP; önümüzdeki dönemde, merkezi iktidarı AKP-MHP’nin
elinden alma mücadelesinde, Van’dakine benzer tutumlar almak durumunda
kalacaktır.
***
Tabi
gelinen aşamada emekçi ve demokratik siyaseti ilgilendiren CHP’nin hamleleri
değildir. Sosyalistleri ve demokratik siyaseti ilgilendiren; AKP-MHP faşist
iktidarının ve MHP kökenli partilerinin seçim yenilgisinin ve Van direnişiyle
ortaya çıkan yeni durumun sunduğu olanaklardır.
CHP’nin
bir takvimi vardır. Buna karşı sosyalist siyasetler kendi takvimini yapmalıdır.
Van
direnişinin yarattığı kazanım kurumsallaştırılmalıdır. Bunun olanakları vardır.
AKP,
MHP ve MHP kökenli partilerden uzaklaşan emekçi kitlelerin Van direnişinin
yarattığı kazanımla birleşmeleri için sosyalistlerin rolü belirleyici
olacaktır. Van direnişiyle yarattığı siyasal ruhla AKP-MHP ve MHP kökenli
partilerden kopan emekçiler arasında köprü kurma görevi sosyalist siyasetindir.
İşçiler
ve kent yoksulları AKP-MHP faşist iktidarından kısmi olarak kopmuşlardır. Ancak
bu kopuş şimdilik, emekçi kitlelerin Türk burjuva siyasetinin yeni kazananları
olan CHP ve Yeniden Refah Partisi’ne yönelmelerine neden olmuştur. Sosyalistler
Kürtlerin eşit ulus olma talebini cesaretle yükseltmek ve Türk emekçi
kitlelerle Kürt ulusu arasında bağ kurmak için düzeninin bütün krizlerini
derinleştirmekten sorumludur. Köprü olma vazifesi de krizlere yapacağı devrimci
müdahalelere bağlıdır.
Yoksullaşma/hayat
pahalılığı, Kürt sorunu ve Filistin meselesi AKP-MHP rejiminin en kırılgan
noktalarıdır.
Sosyalistler
bu üç başlıkta emekçi kitleleri sosyalizmden yana taraflaştırmayı esas
almalıdırlar.
Örnek
verecek olursak; İsrail’le ticaret, AKP-MHP rejimini gerileten önemli bir
siyasal başlıktır. 31 Mart’ı belirleyen en önemli krizlerden biridir. Özel
olarak tartışılmayı hak etmektedir.
Sosyalistlerin
İsrail Siyonizmine karşı yapacağı olası bir radikal eylem, hem haklıdır hem de
emekçi kitlelerin çoğunluğunun destekleyeceği bir meşruluğa sahiptir.
Böylesine
meşru bir çıkış sosyalistlere yeni olanaklar sunacağı gibi, aynı zamanda
emekçilerin diğer burjuva siyasetlere yönelmesine de engeldir. Sosyalistler
yurtseverliğin ve enternasyonalizmin en tutarlı savunucuları olduklarını
göstermelidirler.
Sosyalistler
açısından; emekçi kitleleri iktidarın en kırılgan olduğu meselelerde taraflaştırmak,
yeni bir devrimci-komünist inşaya da zemin yaratacaktır. Emekçi kitleler
üzerinde etki sahibi olan Türk milliyetçisi ideolojik hegemonyanın
dağıtılmasına imkanlar sunacaktır.
Sosyalist
siyasetin bir süredir saplanmış olduğu burjuva seçimleri bataklığından
kurtulmasının yolu da yaşanan siyasal krizlere müdahale edip, kitleleri
sosyalizm saflarına kazanmaktır. Bu aşamada cesaretli ve kitle çizgisini esas
alan çıkışlar yapmak tayin edici olacaktır.
AKP-MHP
faşist rejiminin gemisi su almaktadır. Emekçi sınıflarla büyük sermaye
sınıfının egemen siyasal fraksiyonunun yaşadığı krizler/karşıtlık
berraklaşmaktadır. Mesele; bu krizlerin hangi sınıfların siyasetleriyle
çözüleceğidir.
Kapitalist
restorasyoncu CHP mi, yeni AKP olma adayı YRP mi? Yoksa emekçi halk kitlelerini
seferber ederek sosyalistler mi? Yaşanan ekonomik ve siyasal krizlerin düğümünü
hangi ideolojik-siyasal yaklaşım çözecektir? Asıl sorun budur.
· * https://www.ilerihaber.org/icerik/kerem-yildirim-yazdi-turancilik-fikrinin-tarihsel-gelisimi-ve-mafya-ifsaati-126955
NOT: Bu yazı 13 Nisan 2024'te Gazete Patika'da yayımlanmıştır.
b
n
Yorumlar
Yorum Gönder