Asırlık komünist çınarın, Sevim Belli’nin ardından
“Ben sosyalizm için Türkiye’de yakın bir gelecek olarak
hayal kurmadım hiç. Biraz önce Mihri Belli’nin de söylediği gibi hep anın
mücadelesini vermeye çalıştım ben de.”
Yukarıdaki ifadeler Sevim Belli’ye (Tarı) ait.
Sevim Belli’yi kaybettiğimizi duyduğum anda Emin Karaca’ya verdiği mülakatta
söylediği bu cümleler zihnimde beliriverdi. Asırlık komünist çınar, sanki
memleketin ilk komünist kuşağının ruh hâlini özetlemişti.
Tevkifatlar, sürgünler, yasaklar, ihanetler ve Sovyetler
Birliği ile Kemalist iktidar ilişkileri gölgesinde hiçleşmiş bir komünist parti…
Sevim Belli ve yoldaşları böyle bir konjonktür içinde
komünist olmayı seçtiler.
Tarihsel TKP’nin pratik önceliği proleter iktidardan önce
Sovyetler Birliği’ni savunmaktı. Parti, bütün faaliyetini işçi ve köylü
kitlelerin seferberliğine, emekçi devrimine değil; evvela sosyalist
anavatanı savunmaya adadı. Teorik anlamda genel kabul Kemalist burjuva
iktidarını yıkıp, işçi-köylü iktidarını kurmak olsa da pratik olarak her zaman
Sovyetler Birliği’nin dış siyaset ihtiyaçlarını gözetmek esas hâline gelmiştir.
Tarihsel TKP’nin ömrü, 1951 Tevkifatıyla, daha doğrusu
tevkifatın ardından gelen Harbiye Zindanlarındaki bölünme süreciyle son bulur.
Bu aşamaya kadar parti içinde Komintern ya da Sovyetler Birliği çizgisinin
dışına çıkan, devrim yapma hedefini öncelik hâline getiren, belirgin bir
ideolojik-siyasal çizgi belirginleşmemiştir. Bu sözünü ettiğimiz farklılaşma, eski
tüfekler nazarında, sonrasında da olmamıştır. Tarihsel TKP bütünken de
ayrışmadan sonra da esas olarak kadrolar Sovyetler Birliği’ne bağlı kalmışlardır.
Kuşkusuz Sevim Belli’nin dile getirdiği “yakın gelecekte
devrim beklememek” yalnızca Sovyetler Birliği’ne olan koşulsuz bağlılıktan
kaynaklanmıyordu, ancak bu bağlılığın Tarihsel TKP’nin hiçleşmesinde büyük bir
payı olduğu nesnel ve tartışmasız bir hakikattir.
Maalesef komünist tarihimizde, 1971 devrimci atılımına dek,
devrim yapmayı öncelik hâline getiren bir siyasal-ideolojik çizgiye
rastlamıyoruz. Yani, Tarihsel TKP’nin en belirgin ayrışmaları olan 1929 Nâzım
Muhalefetinde de Harbiye Zindanlarında yaşanan bölünmede de geleneksel-Sovyetik
ideolojik-siyasal çizginin dışına çıkıldığını görmüyoruz.
Bu nedenle, Tarihsel TKP değerlendirilmesi yaparken bu
hakikati göz ardı etmemek meselenin tarihsel materyalist ele alınışı açısından
da elzemdir.
Tarihsel TKP siyaseten devrimci değil tutucudur, Kemalist
burjuvaziye karşı uzlaşmacıdır, Kürt ulusuna karşı sosyal-şoven diyebileceğimiz
refleksler göstermiştir. Ancak bütün günahların asıl nedeni Tarihsel TKP’nin
Sovyetler Birliği’ne olan koşulsuz bağlılığıdır.
Sevim Belli, bütün ilk kuşak komünistler gibi, devrim için
seferber olamamış ama bir yandan da burjuvazinin sırtından sopayı eksik
etmediği bir partinin kadrosuydu. Sevim Belli’nin kuşağı yalnızca komünist
unvanını taşıma iddiası için dâhi büyük bedeller ödedi.
Bu nedenle Tarihsel TKP’ye ilişkin değerlendirme yaparken,
dikkatli ve özenli bir dil kullanmak her komünistin sorumluluğudur.
İşkencelerde devlete aman dememiş, burjuvaziye teslim
olmamış, her koşulda memlekette mücadele etme ısrarını sürdürmüş, komünist olma
iddiasını namusluca taşımış Sevim Tarı ve yoldaşlarını ayrı değerlendirmek
gerektiği düşüncesindeyim.
Şefik Hüsnü, Reşat Fuat, Hikmet Kıvılcımlı, Mihri Belli ve
Sevim Belli’de somutlaşan direngen siyasal gelenek, belki gelecek kuşaklara
kitleselleşmiş, birleşik, devrimci ve iktidar hedefleyen bir parti
bırakamadılar ama sağlam bir direniş geleneği bıraktılar.
Moskova’da konforlu hayatı tercih eden siyasal çizgi ile
memlekette komünist ismini taşımanın bedelini hapislerle, sürgünlerle ve
canlarıyla ödemiş direngen çizgiyi ayırt etmek gerekmiyor mu?
Böyle bir ayrım yapmamak, Tarihsel TKP’yi bir bütün olarak
kabul etmek, topyekûn sahiplenmek ya da topyekûn inkâr etmek materyalist bir
tarih perspektifinden uzaktır. Ayrıca materyalist olmamanın yanında ahlaki
olarak da sorunludur. “Mülteciliği” ve parlamentarizmi/reformculuğu esas hâline
getirenlerle her türlü bedeli ödeyen ve 1968’de gençliğin devrimcileşmesinde
belirleyici rol oynayanlar eşit olabilir mi? Bu iki farklı siyasal çizgiyi
eşitlemek hem gerçek dışıdır hem de vicdansızlıktır.
1968’de devrimci gençliğin “mülteci” partiyi ve reformculuğu
değil de direnişçi çizgiyi tercih etmesi tesadüf müdür? 1971 devrimcileri ve
ardılları Mihri Belli, Sevim Belli ve Hikmet Kıvılcımlı gibi direngen
komünistlerin paltosundan çıktılar. Gençlik, Marksist klasiklerle onların
yaptıkları çevirilerle tanıştı. Elbette gençlik, proleter devrimci bir hat
kurmak için ideolojik-siyasal olarak onlarla da hesaplaştı ama
direnişçi-reformcu ayrışmasında esas olarak direnişçi çizgiyi seçti.
İşte Sevim Belli o direnişçi çizginin en seçkin
isimlerindendi ve neredeyse bütün yaşamı boyunca örgütlüydü. Aldığı görevlerle,
çevirileriyle hep kavganın içindeydi.
Bugün Tarihsel TKP'nin yaşayan son çınarını, direngen bir
komünisti kaybettik. Bütün devrimcilerin ve emekçi halklarımızın başı sağ
olsun.
Sevim Belli’nin teslim olmayan ve inatçı komünist mirası on
yıllarca yaşayacaktır.
Yorumlar
Yorum Gönder