İran operasyonu, Bahçeli ve ‘Türk-Kürt kucaklaşması’
Bahçeli’nin muntazam olarak ifade ettiği “HDP/DEM
kapatılsın” söylemi, TBMM’nin geçtiğimiz 1 Ekim’deki yeni yasama yılının
açılışında son buldu. Bahçeli, sık sık “kapatılsın” dediği DEM Parti’nin
eş başkanı Tuncer Bakırhan ve bazı milletvekillerinin elini sıkarak yakın
çevresindekileri bile şaşırttı. Henüz kamuoyu bu şaşkınlığını atlatmadan, 22
Ekim’de Bahçeli, “Öcalan gelsin DEM Parti grup toplantısında konuşsun,
terörün bittiğini, örgütün lağvedildiğini ilan etsin.” dedi.
Geldiğimiz aşamada ise Türk burjuva devlet kliklerinin her
zaman sırlarını bir şekilde sızdırdığı kadim merci Perinçek ağzından baklayı
çıkardı ve PKK’nin kongre topladığını söylemiş oldu. Ertesinde, başta DEM Parti
olmak üzere meselenin muhatapları bu haberi teyit etti.
Buraya kadar ki süreç herkesin malumu. Biz esas olarak
Bahçeli’nin ve Türk burjuva siyasetinin neden alelacele Kürt meselesini
“çözmeye” karar verdiğini açıklamaya çalışacağız. Çünkü AKP-MHP rejimi,
özellikle 2016’dan sonra, bütün siyasal motivasyonunu Kürt karşıtlığı üzerine
kurduğu bir siyasal ortamda, bir asırlık bu sorunu nasıl oldu da aylar içinde
nihayete erdirmeye karar verdi? Bahçeli ne oldu da taziye için yatağından
kalkıp, Sırrı Süreyya Önder’in portresini okşamak durumunda kaldı? Esas olarak
buna yanıt vermeye çalışacağız.
***
Yeni “açılım” ya da faşist diktatörlüğün deyimiyle “terörsüz
Türkiye” sürecinin ulusal ölçekteki en önemli sonucu, iktidarın İmamoğlu
operasyonuyla genel oy hakkına saldırdığı ve açık faşizm denediği bir
durumda, Kürt hareketini fiilen Türkiye’nin demokratik güçlerinden koparması
oldu. Ulusal çelişmeler düzleminde asıl sonuç budur.
Devlet, bir yandan Kürt hareketini masaya oturttu diğer
yandan ise meydanlara sosyalist gençlerle omuz omuza çıkma potansiyeli olan
Kürt gençliğini, meydanlara yeni aparatı Zafer Partisi’ni salarak durdurdu.
Kürt hareketinin Türkiye demokratik güçlerinden koparılması
hamlesi AKP-MHP faşist rejimi açısından, iç siyasette kritik bir hamleydi.
Ancak Bahçeli’yi DEM sıralarına yönelten, parlamentoya Öcalan’ı davet etmesini
sağlayan birincil neden iç siyaseti aşan bir dinamikti.
***
Geçtiğimiz 29 Eylül’de Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, 16
Ekim’de de Hamas lideri Yahya Sinvar İsrail tarafından öldürüldü. Bu trajik gelişmeler
Siyonist saldırılar karşısında anti-siyonist direniş cephesinin fiziksel olarak
yenilgisi (en azından şimdilik) anlamına geliyordu.
Tarih 9 Aralık’ı gösterdiğinde Esad devrildi, Şam’ın
yönetimi IŞİD’in güncel sürümü olan HTŞ’ye geçti. ABD emperyalizmi ve İsrail
siyonizmi, İran’a uzanan Şia hilalini, Yemen’i hariç tutarsak dağıtmış
oldu.
HTŞ’nin Şam’ı ele geçirmesiyle, Rusya Suriye’den çekildi.
ABD ve Rus emperyalistleri Ukrayna-Suriye-İran üzerine bir pazarlık yaptılar ve
bir anlaşmaya vardırlar. ABD Ukrayna’dan çekilirken Rusya’da Suriye’den
çekildi. Henüz somut bir hamle olmadığı için net bir şey söylemek zor ama ABD
ve İsrail’in İran’a yapacakları operasyon sırasında, Rusya’nın “tarafsız” kalması
güçlü bir olasılıktır.
HTŞ kontrolündeki Şam esasen İsrail’in Suriye’deki
etkinliğini zirveye taşıdı. ABD ve İsrail hem HTŞ hem Dürziler hem de PYD
üzerinde tartışmasız bir etkiye sahip oldular. Bu nedenle, İsrail’in bu yeni
koşullarda İran’a fiilen komşu olduğunu söylemek abartılı bir değerlendirme
olmayacaktır.
İşte Bahçeli’yi DEM sıralarına yöneltip, başta burjuva
siyasetler olmak üzere, bütün kamuoyunu şaşırtan birincil neden, ABD-İsrail
önderliğindeki İran kuşatması öncesi pozisyon almaktır. Bahçeli tıpkı
2003’teki, Irak işgali öncesinde yaptığı erken seçim hamlesi gibi bugün de
Öcalan’ı parlamentoya çağırma hamlesini yaptı. ABD emperyalizminin 2003 Irak
işgali öncesi, Türkiye’de işgali doğrudan destekleyecek bir savaş hükümeti ihtiyacı
vardı. Bahçeli erken seçim çağrısı yaptı ve “Irak’ta ABD askerlerinin duacısıyız”
diyen AKP iktidara geldi.
Aynı Bahçeli bugün de Amerikan emperyalizminin ve İsrail
siyonizminin İran’a karşı ihtiyaç duydukları “Sünni blok” için Kürtlerle
“barış” pozunu kesmektedir. Şu çok açık ki, faşist iktidar blokunun “terörsüz
Türkiye” planı kendi iradelerinin üzerinde bir iradedir. Bu sürecin
başından itibaren CIA-MOSSAD tarafından işletildiği anlaşılmaktadır. Bahçeli de
esasen, yine MHP’nin tarihsel rolünü oynamaktadır.
Bahçeli bu süreci, doğrudan ABD emperyalizminin verdiği
bir görevle başlattı ve an itibariyle görevini hakkıyla yürütmektedir. Kısacası
Bahçe’yi iç siyasette, kendini siyaseten var ettiği temel siyasetlerin başında
gelen Kürt düşmanlığı siyasetinden Sırrı Süreyya Önder’in portresini okşatan
bir noktaya getiren Amerikan emperyalizminin bölgesel ihtiyaçlardır.
***
Elbette hem emperyalistler arası çelişkilerden hem de bölge
devletleriyle emperyalistler arasındaki çelişmelerden doğan olanaklarla, ezilen
Kürt ulusunun ulusal eşitlik mücadelesinde demokratik kazanımlar elde etmesi
olumludur. Ancak bu meselenin bir tarafıdır ve nesnel koşullar/güç dengeleri
gereği, kazanımların emperyalistlerin güvencesine dayandırılması oldukça
sorunludur.
Meselenin belirleyici tarafı ise Türk burjuva devletini Kürt
hareketi ile aynı masaya oturtan ABD ve İsrail saldırganlığının çıkarlarıdır.
ABD emperyalistlerinin ve Türk burjuva devletinin Kürt ulusuna sundukları “çözüm”
İran işgaline ABD, İsrail ve AKP-MHP rejimi ile aynı cephede katılmaktır. ABD
ve İsrail’in, Türk ve Kürt uluslarına biçtiği rol; AKP-MHP kontrolünde, İran’ın
işgalinde koçbaşılıktır.
ABD emperyalizmi, İsrail siyonizmi, Türk burjuva devleti ve
Kürt hareketi ulusal eşitlik ve barış için, Türk-Kürt kardeşliği için değil;
daha fazla ulusal savaş, daha fazla bölgesel kaos için bir araya gelmektedir. Maalesef nesnel durum budur.
Amerikan emperyalizmiyle, İsrail siyonizmiyle ve AKP-MHP
faşist blokuyla girilen bu yolda; Kürt’ün hesabına daha fazla ölüm, daha fazla
kötülükten başka bir şey düşmeyecektir.
Emperyalist işgal planlarında heba olan bir ezilen ulusun
ne ulusal eşitlik hakkı ne de demokratik kazanımları kalacaktır. Kürt halk
kitleleri yüzünü Türkiye sosyalistlerine, Türkiye’nin demokratik güçlerine
dönmelidir; ABD emperyalizmine, İsrail siyonizmine ve ellerinde yüzlerce
Kürt’ün kanı olan AKP-MHP faşist rejimine değil.
Bu seçenek kısa sürede zor olanı seçmek gibi gözükse de
Türkiye halklarının kurtuluşu da Kürt ulusal sorununun en adil çözümü de Kürt
ulusunun; Türkiye işçi sınıfının ileri kesimleriyle, sosyalistlerle
birleşmesinden, Türkiye demokratik güçleriyle dayanışmasından geçmektedir.
NOT: Bu yazı ilk kez, 9 Mayıs 2025'te Odak Dergisi'nde yayımlanmıştır.
Yorumlar
Yorum Gönder